Dienstag, 11. August 2020

26 illüstrasyonda Ağrı ve Kürtler

 

 

Türk basınının illüstrasyonlarında 

Ağrı İsyanı ve Kürtler


  • Bu yazının konusu olan 26 illüstrasyon, 1930 yılının Temmuz ve Eylül ayları arasında 4 farklı günlük gazetede (Cumhuriyet, Milliyet, Vakit, Akşam) yayımlanmıştır. Göstergebilimsel açıdan geniş bir biçimde analiz edilmesi gereken bu illüstrasyonlar, farklı gazeteler olmasına rağmen tek elden çıkmış gibidir.

 

Türk resmi tarihine göre, Ağrı’da Kürtler ile Türkiye Cumhuriyeti arasındaki savaş, 16 Mayıs 1926’da başlar ve 14 Eylül 1930’da son bulur. Nitekim Cumhuriyet gazetesi bir gün sonra, yani 15 Eylül’de ‘Ağrı Dağı’nda Tenkil Bitti’ manşeti ile çıkar. Ağrı’daki isyanın önderlerinden İhsan Nuri Paşa da anılarında Ağrı’daki Kürtler için ‘’5 yıl boyunca özgürlüğün leziz tadını almışlardı’’ diyerek, 1930’daki savaştan sonra Ağrı’nın Türklerin hükmü altına girdiğinden söz eder. (Hêvî dergisi, Bîranînên Ihsan Nûrî Paşa II, V)
Örgütlü ve siyasi bir hedefi olan Ağrı’daki Kürtleri ve onlara destek amaçlı gelenleri tanımlamak için kullanılan ’şakiler’, ‘haydutlar’, ‘âsiler’, ‘çapulcular’* gibi kavramlarla hızını alamayan dönemin Türk basını, ‘mikroplar’ (Akşam, 19 Temmuz 1930) diyecek kadar sınırları zorlar. Sorunun vahametini anlatmak için ara sıra başvurduğu bu tür tıbbi kavramların yanı sıra savaştaki ölümleri de ’temizlendi’, ‘ezildi’, ‘imha edildi’ gibi fiillerle duyuruyordu. İnsanların savaşçılara olan nefretini arttırmak için ‘Şark hâdisesi’ni, ’Medeniyet’, ‘İrtica’ gibi farklı kontekstler ile bir arada anmayı da unutmuyordu. ‘Ecnebiler’ ve ’Hoybuncular’ın onlarla ilişkileri de ‘Şarktaki hâdise’nin her türlü şiddeti ne denli hakkettiğini idrak ettirmede güçlü bir argümandı.

Kürt isyanı yoktur!

Cumhuriyet gazetesinin başyazarı Yunus Nadi, dönemin basınının Şeyh Sait öncülüğünde 1925’te gelişen Kürt hareketinden edindiği alışkanlıkla Ağrı’daki harekete de bazen ’Kürt İsyanı’ demesine içerlenmiş olacak ki şunları yazma ihtiyacı duyar: “Cumhuriyet millî vahdet hakikat ve gayesile müteşekkildir. Binaenaleyh Şark hudutlarımızda Kürt isyanı yoktur. Cehalet sevkile şekavet yoluna dökülmüş bazı vatandaşların elbette er geç cezalarını görecek münasebetsiz hareketleri vardır.” (Cumhuriyet, 13 Temmuz 1930)

Tamamlayıcı bir öğesidir haberin

İsyanı tanımlamak için hangi kavramların kullanılacağı konusunda hassas davranan dönemin Türk basını, görsellerdeki tercihlerinde de oldukça dikkatlidir. Özellikle Ağrı’daki savaşın son safhasına girildiği dönemde kullanılan görseller oldukça ilginçtir. Çoğunlukla illüstrasyonlar kullanırken bazen Türk askerlerinin fotoğraflarının yanı sıra Ağrı Dağı’nın coğrafik yapısını gösteren haritalar, savaştaki Kürt komutanların ve Xoybûn yöneticilerinin fotoğrafları da teşhir amaçlı kullanılır. Yine Kürt erkek ve kadınları yaylada, köyde veya şehirde gösteren fotoğraflar da küçümseyici altyazılarla verilir.
İllüstrasyonlar genellikle birinci sayfada kullanılır ve savaşın safhalarına göre renk ve biçim alır. Haberlerle birlikte verilir, haberin tamamlayıcı bir öğesidir, karikatüre yakın illüstrasyonlar bazen haberin metninden ayrı bir biçimde de verilir. O yıllarda gazetelerde fotoğrafın çok yaygın olmaması sebebiyle haberi okuyucu için daha etkili ve çekici kılmak için illüstrasyonlar kullanılırdı. Aynı zamanda illüstrasyonlar fotoğraftan farklı olarak olanı betimlemek dışında çizimlerle algılara hitap etmede daha kullanışlıydı. Türk basınının Ağrı İsyanı zamanında kullandığı illüstrasyonlar estetik ve sanatsal yanıyla zayıf olsa da savaşın gidişatına göre bir topluluğu insan-dışı figürlerle resmetme hali söz etmeye değer bir konudur.

Savaşın safhalarına göre

Irkçı ideolojilerin revaçta olduğu o yıllar düşünüldüğünde demonize edilmiş tiplemelerin yer aldığı çizimlerin gazete ve dergilerde olması hiç de şaşırtıcı değil. Nitekim bu tür karikatür ve çizimler Birinci ve İkinci Dünya Savaşı zamanında etkili bir propaganda aracıydı. Gazete ve dergilerin yanı sıra seçim pankartlarından tutalım kartpostallara kadar geniş bir kullanım ve etki alanı vardı.

Çizimlerde insan-dışılaştırma

Ağrı’daki savaş esnasında gazetelerde çıkan illüstrasyonlarda yoğun bir insan-dışılaştırma göze çarpar. Kürtler bu illüstrasyonlarda kimi kez tümüyle insan-dışı bir varlık kimi kez de yarı insan yarı yılan figürleri ile karşımıza çıkar. Karikatür ve illüstrasyonlar yoluyla insan-dışılaştırmadan en muzdarip halkların başında Yahudiler gelir. Hristiyan teolojisinden tutalım modern ideolojilere kadar Yahudilere karşı yapılan toplu kıyımların zeminini hazırlamada, onları insan-dışı gösteren görseller bolca kullanılmıştır. Ortaçağ’daki resimlerde domuz, 19. ve 20. yüzyıldaki çizimlerde ise yılan, ahtapot gibi hayvanlar en çok kullanılan antisemit motiflerin başında geliyordu. Antisemitizmin ideolojiler üstü olduğunu anlamak için bu tür çizimlere bakmak açıklayıcıdır. Günümüzde de kapitalizm ve emperyalizm temalı benzer figürlerin olduğu karikatür ve pankartların - doğrudan Yahudiler ve İsrail kastedilmediğinde bile- antisemitizmi çağrıştırdığı için büyük tepkilerle karşılaşması olasıdır.

En çok kullanılan figür yılan

Ağrı ile ilgili illüstrasyonlarda başvurulan insan-dışılaştırma, şiddetin failini ‘kurtarıcı’ olarak resmederken basının ‘haydut, şaki, serseri, çapulcu’ gibi ibarelerle tarif ettiği tam ne olduğu anlaşılmayan grupları da temizlenmesi gereken birer organizma veya cansız birer cisim olarak resmeder. Yılan, en çok kullanılan figürdür. Adem ve Havva mitolojisinde de hile ve baştan çıkarıcılığı simgeleyen yılandan tümüyle kurtulmak için ‘baş’ı ezilmesi gerekirdi. Başı ezilmeyen yılanın bir gün tekrar sokabileceği ihtimalini düşünerek ona karşı merhametli olunmaması akıllardan çıkarılmamalıydı. Türk basınının kullandığı illüstrasyonlarda da ‘baş’ önemlidir. Bazen ‘baş’ insan, gövde yılanken bazen de tam yılan olmasa da yılana benzeyen tehlikeli bir canlıdır. İllüstrasyonlarda da Ağrı’daki savaşçı Kürtleri tasvir eden yılan ve yılana benzer varlıkların basının diline paralel bir biçimde ‘baş’ı ezilir veya kesilir.
Öncesinde de mütedeyyin birey ve toplulukların genç cumhuriyet için ne denli sinsi ve korkunç olduğunu göstermek için karikatürize edilmiş yılan görseline başvurulduğu olurdu.

Zavallı, şaşkın ve sarıklı tipler

Kürtler, insan tiplemelerinde ise yerel kıyafetleri ile zavallı görünümlü insanlar olarak resmedilir. Çizilen tiplerde o dönemki koşullarda cumhuriyet ve medeniyet karşıtlığının sembolü haline gelen sarık, şiddetin ne kadar haklı olduğunu anlatmak için iyi bir yardımcıdır, çünkü ‘irtica’yı da çağrıştırır. Bu yüzden hemen hemen bütün çizimlerde zavallı ve şaşkın duran Kürtlerin başında sarık vardır. Zaten bazı zamanlarda şiddetin meşruiyetini sorgusuz kılmak için ‘Ağrı’daki şekavet’in irticai hedefleri olduğu da basında yazılır. Oysa Türk basınına göre aynı zamanda Ağrı’daki Kürtler, Ermeniler ile ittifak yapacak kadar da ‘din dışı’ydı. Çizimlerdeki tipler yoluyla tahkir ve hedef göstermeye en çok maruz kalan halklarından başında yine Yahudiler gelir. 19. ve 20. yüzyıldaki antisemit çizimlerde de Yahudiler büyük burunlu, göbekli, sinsi bakışlı resmedilirdi. Yine Ağrı konulu illüstrasyonlarda da Kürtler genellikle yaşlı, şaşkın, sarıklı, zavallı, başı askerin postalı ile ezilirken ya da süngüsü ile koparılmış bir şekilde resmedilir.

Devlet ve Kürtler

Bu illüstrasyonlarda devlet, alımlı ve genç bir asker, bombalar yağdıran bir uçak ya da demir yumruk olarak görülür. Edimleri, postalı ile baş ezmek, süngüsü ile baş kesmek, bomba yağdırmak, kafes bekçiliği yapmaktan ibarettir.

Harici güçler

Estetik ve sanatsal kaygılar taşımayan çizimler adeta basında kullanılan kelimelerin resimli hâlidir. Örneğin basında kullanılan ‘temizlemek’ fiiline paralel olarak karikatürlerde elinde süpürge veya kürekle ‘temizlik’ yapan bir asker görünür. Aynı şekilde ‘Şarktaki hâdise’de ’ecnebiler’ ve ’harici güçler’in de işin içinde olduğunu anlatırken kullanılan ‘körüklemek’ fiili aynı şekilde karikatürlerde de kendine yer bulur.

Söylem ve görsel birlik

Bu yazının konusu olan 26 illüstrasyon, 1930 yılının Temmuz ve Eylül ayları arasında 4 farklı günlük gazetede (Cumhuriyet, Milliyet, Vakit, Akşam) yayımlanmıştır. Sonuç olarak, Türk basını savaş zamanında bir dönem gazetelerin en gözde görsel aracı olan illüstrasyonlardan her biçimiyle yararlanmıştır. Kürtlere yönelik devletin her türlü şiddetini meşru göstermede dönemin gazetelerin söylemdeki birliği illüstrasyonlarda da kendini gösterir. Göstergebilimsel açıdan geniş bir biçimde analiz edilmesi gereken bu illüstrasyonlar, farklı gazeteler olmasına rağmen tek elden çıkmış gibidir.

*Bazen Ağrı’daki savaşçıları tanımlamak için ’Celâli’ sözcüğü de kullanılır. (8 Ağustos 1930 Cumhuriyet)


Bu yazının konusu olan 26 illüstrasyon

 

İllüstrasyon 1

Bu yazı  PolitikART'ın 282. sayısından yayımlanmıştır

Donnerstag, 6. August 2020

Hevpeyvîna bi Alî Baran re












Xortê ‘Lorî lorî’ hatiye


Navenda Lêkolînên Dersimê Adara bihurî, kitêba Bijareyên Baran çap kir. Tê de 147 stran hene ku pirranî beyt û kilamên bi Kurmancî û Kirmanckî yên Dêrsimê ne.


Hin muzîkjen hene ku nav û dengê kilamên wan ji navê wan bêhtir belav dibe. Mirov dikare bêje kilamên wan dide pêşiya navê wan. Alî Baran jî yek ji wan stranbêjan e ku kilamên wî li temama Kurdistanê belav bûne, û êdî guhê me elimiye meqam û gotinên wan. Kilamên wî fena ‘Şîrîna min’, ‘Lorî lorî’, ‘Lorî lorî lora mina’, ‘Dilêm loy loy’, ‘Axbaba ye’, ‘Demê demê’ jî di nav de, bi saya kasêtên Alî Baran di nav Kurdan de pirr belav bûn. Jixwe, ew bi xwe dibêje, “Çaxê ez çûm Ermenistanê, ji min re digotin, ew xortê ‘Lorî lorî lora mina dibêje, hatiye mala me’’. Du ‘Lorî lorî’ yên Alî Baran hene ku her du jî di nav Kurdan de belav bûne. Yek jê ‘Lorî Lorî’ya bi Kurmancî ye, ya din jî bi Kirmanckî ye.


Bijareyên Baran

Navenda Lêkolînên Dersimê Adara bihurî, kitêba Bijareyên Baran çap kir. Tê de 147 stran hene ku pirranî beyt û kilamên bi Kurmancî û Kirmanckî yên Dêrsimê ne. Li gel gotinên wan, gelek ji wan bi noteyên xwe û hin ji wan jî bi çîrokên xwe hatine nivîsîn. Stranên di pirtûkê de bi pirranî yên mala Baran e; çend stranên hunermendên wekî Mihemed Şêxo, Tehsîn Teha, Arif Cizrawî û Eyaz Yûsiv jî hene. Alî Baran heta niha 12 albûm çêkirine, ew stranên di albûmên xwe de gotî hemû di kitêbê de hene, her wiha stranên mala Baran jî hene. Mahmut Baran bavê Alî Baran li Dêrsimê û derûdora Dêrsimê hunermendekî naskirî bûye, jixwe Alî Baran jî dibêje, ‘’Mala me wekî mektebekê bû’’. Sala 201´an Alî Baran albumeke bi navê Bijareyên Baran derxistibûn ku tê de 13 stranên wî yên herî eyan hebûn.


Ji min re gotin ‘Kurmanciya te baş e’

Stranên Alî Baran reng û parçeyekî Kurdî ye ku îroroj êdî ew reng di Kurdî de kêm dibe. Ew reng jî bi Kurmanciya li Dêrsimê her wiha bi beyt û kilamên Kurmancî yên Elewiyan heye. Nexasim 20 salên dawî gava behsa Dêrsimê dibe, tenê muzîka Kirmanckî tê bîra mirovan. Wekî ku bi Kurmancî muzîk nayê çêkirin lê stranên Alî Baran jî bi pirranî bi Kurmancî ne. Min jê pirsî, ‘’Gelo Kurmancî li Dêrsimê asîmîle bûye yan muzîka bi Kirmanckî bûye ‘mode’ yan jî em bêjin bazara wê xurt e?’’. Alî Baran jî bi ken got ‘’Mode ye bavo, populer bûye Zazakî. Heta hebekî me jî ewk dikin, yanî Zazakî tinebe Dêrsîmî nabînin. Ez çûm Hewlêrê, rojnameya Kurdistan xwest bi min re qise bike, ji min pirsî, wa Kurmanciya te baş e ma çawa Dêrsîmî Kurmancî qise dikin? Min got, wele roj baş, xebera wan ji Dêrsimê tine. Ma Dêrsimî tenê Zazakî qise dikin, Kurmancî jî heye. Hedê bila ji sedî 40 nebe, ji sedî 30 be. Binê Xozatê heta Pêrtagê, heta Qereqoçanê [Dep], Mazgîrtê Kurmancî qise dikin. Heta li Ovacixê jî gundên Kurmancî qise dikin, hene. Esas, 86’an min ‘Lorî lorî lora min’ hatim naskirin ku stran Zazakî bû, wê gavê kesî bi Zazakî nedigot. Heta ew strana min, Aramê Tîgran jî got. Mixabin ji bo gotin û muzîkê navê min nenivîsîbû. Bi vî zimanî ez pirr rind nizanim jî, lê ez ji sedî 70 dizanim. Cara ewilî min got. Hozan Serdar digot, li Dêrsimê jî hinekan digot, lê ne zêde.’’


Min dîsa qise çêkir ji wan re

Stranên Alî Baran ên wekî ‘Ax baba ye’, ‘Demê demê’ ku beytên Elewîtiyê ne jî, zêde belav bûn. Min jê pirsî ‘’Rêûresma Elewîtî ya bi Kurdî her ku diçe kêm dibe, li gundê we ew hê jî bi Kurmancî ye?’’, wî wiha li min vegerand: ‘’Hîna jî hene. Berê jî min gotibû, strana ‘Demê demê’ hê ez zaro bûm, min ji Rayberê gundê xwe bihîst, ez tam navê wî nizanim belkî Seyît Hesen bû. Digot ‘Demê demê, werin bigrin semê’ lê qiseyên din tinebûn, ew qiseyên din hemû min nivîsîn. Min ew kelîme jê bihîstibû, kes nizane, hemî ji bîr kirine, hemî kirine Tirkî. Min girt jê re qiseyên teze nivîsîn. Mesela strana ‘Ax baba’ min nivîsiye, çavkanî Seyît Azîz e. Zaro bûm min bihîstibû lê qise tinebûn, mecbûr min dîsa qise çêkirin jê re. Heta hêla me ya Mereş e hîna dibêjin ‘Axbaba ye axbaba ye, çi eşq û çi sevda ye’ ema Tirkî dibên. Eslê wî Kurdî ye lê paşê kirine Tirkî.
Sala 2000’î me li Kolnê Elewiyan festîvalek çêkiribû. Min li sehnê strana ’Axbaba’ got, min dît Aşik Mahsûnî hat ez maç kirim, got bi salan e ez li vê stranê digerim, hê ez nemirime ez vê bêjim. Lê wî berê bi Tirkî gotibû, bi gotinên ‘Gücenme Ey Sofu Baba’. Seyîd Azîz, ê ku min ew stran jê bihîstiye, talibên me bûn, ew ji Elbistanê bû.


Kurmancî diçerixiyan

Her albumeke min de rîtuelek heye. Berî bavê min jî bapîrê min gotiye. Bapîrê min, me digot Memê. Paşê ez jî fêr bûm mala me ji berê de stranvan bûye. Bapîrê min Memê keman lê dixist, tembûr lê dixist. Normal, di nav Elewiyan de keman tine lê li mala me hebû. Li Dêrsimê merivkî bipirse bêje Mahmut Baran, hema dibên ha ew seyîd in, li filan cihê ne. Gundê me Kurmancî qise dike, ez zaro bûm jî Kurmancî lêdixistin, diçerixiyan.’’


Gerîla bi xwe re digerand

Mahmut Baran ne tenê li Dêrsimê her wiha Sêwas, Meletî û Erzînganê jî bi nav û deng bûye. Gelek kasêtên wî bi xêra Alî Baran heta gihîştiye îro. Alî Baran wiha behs dike ka çawa dest bi qeydkirin û berhevkirina kasêtên Mahmut Baran kiriye: ‘’Kasetên wî, wî bixwe neçûbû li derekê nexwendibû, min berhev kiribûn. 1984 bû çûm Duisburgê, Hunerkom hebû. Ez çûm cem wan, min got, em vê albumê çêkin, min got albumeke min jî heye, ez vê çêdikim, min got vê jî derxînin. Gotin, gere tu endamê Hunerkomê bî gere. Lê gotin, em ê yê bavê te çêkin. Ê bavê min em du rojan ketin studyoyê, me hebekî rîtim lêxist, xwezî me rîtîm jî lênexista, diha rind bû. Me got belkî bi rîtm xweştir be. Ewana derxistin. Gerîla gava diçûn Dêrsimê, kasêta wî bi xwe re digerandin, dibirin malan digotin kasêta Baran li cem me heye. Lê ên min jî dernexistin, min bi Orhan Temur re albuma Ey Dêrsimê çêkiribû, di nav de stranek hebû pirr xweş bû ‘Lê bûkê çavreş bûkê’. Min jî albuma xwe bir da Komkarê, ez jî bi vê albumê hatim naskirin, Komkar jî vê albumê baş firot xêrek jê dit. Paşê Aramê Tîgran anîbûn Newrozê, Duisburgê, şeveke mezin bû. Aram got, ew ê ku ‘Lorî lora min’ digot ew xortê hanê ye, gotin erê. Got were ez te maçî bikim. Vê gavê hê Sovyet belav nebûbû, bi izin anîbûn ew. Go, muzîka wî wek a Ermeniyan e, li Ermenistanê jî te nas dikin êdî bi vê stranê. Paşê salên 90’î ez çûm Ermenistanê jî. Ez çûm malekê, min dît telefonî hev dikin, dibêjin, werin ew xortê ku ‘Lorî lorî lora min’ dibêje, hatiye mala me.


Min mêze kir mirov di nav wan de asîmîle dibe

Meraqa min li ser kultura Kurdî jî hebû. Carna min teyib dibir, min digot bavo hela vê stranê bêje. Çaxê Deniz Gezmiş wan meyla min demek çû ser Halkin Kurtuluşu lê min mêze kir mirov di nav wan de asîmîle dibe, ez ji wan qetiyam. Ez di şeva wan de derdiketim sehnê, jixwe sala 1977´an gava li Dîlan Sînemasi ya li Diyarbekirê min stranên Kurdî gotin, hatim girtin. Ew jî şeva wan bû, ji min re digotin netirs stranên xwe bêje, li paş deriyek heye, em ê te ji vir derxin. Min 6 stran gotin, hemû jî Kurdî bûn, milet hê jî dixwest. Paşê ez hatim girtin, berî sersalê ez pêlekê mam girtî û mehkeme li min vekirin û ceza dan. Ez jî revîm hatim Elmanyayê.''



Ev hevpeyvîna min a bi Alî Baran re 6'ê Tebaxa 2020 di rojnameya Yeni Özgür Politika de çap bû 


Bir cümlelik silah: Kürdistan sömürgedir

Foto: İbrahim Demirel 70’li yılların ikinci yarısında Kuzeyli Kürt örgütleri içinde sömürgecilik tartışmaları popülerdi. Ancak o günlerdeki ...