Freitag, 7. Dezember 2018

Diyarbakır’ın unutulmuş efsane çocuğu: Mehmet Şori


Diyarbakır'ın maceraperest çocuğu



Mehmet Şori, Diyarbakırlı maceraperest çocuk. 1961 yılında ailesine bir mektup bırakarak, 11 yaşında tren kanepelerinin altında bir başına Almanya’ya kaçar. Ordan da Amerika’ya gitmek için yola koyulur.
Bir dönemin efsane ismi Mehmet Şori’yi belki o dönemde yaşamış Diyarbakırlılar ve o yılların gazete okuyucuları tanıyabilir. Zira 60'lı yıllarda 'Diyarbakırlı maceraperest çocuk' sıfatıyla gazetelerde sıkça haberlere konu olmuş renkli bir kişilik. Hatta 1964 yılında çekilmiş bir filmde oynamışlığı bile var.
Mehmet Şori’nin haberlere konu olan olaylar dizisi şöyle başlar:
1961 yılının ilk aylarında Diyarbakır’daki evinden kaçıp İstanbul’a gider. Ordan Edirne’ye geçerek bindiği trenle Almanya’ya gider. Telaşa kapılan baba oğlunu aramaya koyulur ve iki hafta sonrasında Almanya’dan bir mektup alır. Mektubu gönderen Mehmet Şori’dir; mektupta Almanya’da olduğunu söyler. Mehmet Şori’nin Almanya’ya gittiği tarihlerde belki de kaçak yollarla Almanya’ya geçen ve orda kalan hiç Türkiyeli yoktur, resmi yollarla gideni ise parmakla sayılcak kadar azdır. Zira Almanya ile Türkiye arasında 1961 yılında imzalanan “İşgücü Anlaşması’’ bile Ekim ayında yani Mehmet Şori’nin Almanya’da olduğu tarihlerde imzalanmış. Mehmet Şori’nin macerasını 1963 yılında Tercüman gazetesi* şöyle yazar:

Diyarbakır’ın bir Mehmet Şori’si var. Bir film seyreder, o filmdeki bir ''manzara'' gece rüyasına girer, ertesi gün babası uyanınca, masasının üzerinde bir mektup bulur: ''Sevgili babacığım,Ben o filmdeki artist gibi büyük adam olmak üzere Almanyaya gidiyorum. Adam olursam, seni de oraya aldırırım. Ellerinden öperim!… Oğlun Mehmet Şori’’Babayı alır bir telaş. Sağa telefon, sola telefon… Polise rica… Bir hafta geçer geçmez, Almanya’dan bir mektup gelir: ''Babacığım. Almanyadayım… Daha adam olamadım. Selam, sabah!''

Lisan öğrendim ve kendi kendimi yetiştirdim
Diyarbakır’da gençler arasında İstanbul’a kaçış öyküleri meşhurdur. Mehmet Şori’yi İstanbul hatta Almanya bile kesmemiş ki yeni yolculuklar denemiş. Mehmet Şori bir buçuk yıl Almanya’da kalır, Almancayı da iyice öğrenir. Sonrasında Alman devleti onu Türkiye’ye teslim eder. İade edilişine dair 14 Eylül tarihli Milliyet gazetesinde çıkan tek sütunluk ’Almanya’ya kaçan çocuk iade edildi’ haberi:

Şori’nin ilk iade edilişi (15 Eylül 1962, Milliyet) 
Birbuçuk yıl evvel Diyarbakır’dan, önce İstanbula  kaçıp gelen sonra da trenle gizlice Almanya’ya giden Mehmet Şori isimli çocuk dün öğleden sonra uçakla yurda dönmüştür.Mehmet Şori’nin dönüşünü Alman Federal Polis Teşkilatı temin etmiş ve çocuk dün Emniyet Müdür Muavini Mehmet Akzambak’ın misafiri olmuştur. 12 yaşındaki Mehmet Şori Almancayı rahatça konuşacak kadar öğrenmiş. Almanya’da kaldığı 1,5 yıl içinde yetiştirme yurtlarında barındığını ve kültürünü hayli ilerlettiğini söylemiştir.Mehmet Şori Emniyet Müdürüne ''Hayatımdan memnunun, görmediğim, belki de bir daha göremeyeceğim yerleri gördüm. Lisan öğrendim ve kendi kendimi yetiştirdim, oldu bitti işte…'' demiştir.

Alman Şori
Bu haberde 12 yaşında olan Mehmet Şori bir buçuk yıl öncesi hesaplandığında 11 yaşında Almanya’ya gittiği anlaşılıyor. Artık Şori ile ilgili gelişmeler gün gün basının ilgi odağındadır. 15 Eylül 1962 tarihli Milliyet  gazetesinin birinci sayfadan verdiği 'Mehmet Şori dün ailesine gönderildi' Mehmet Şori’nin yanıbaşında bavulu ağlarkenki haliyle yayımlanan haberi şöyle:

MÜNİH’den İstanbul’a getirtilen 12 yaşındaki Mehmet Şori, dün saat 18:30da, evine dönmek üzere bir otobüs ile yola çıkmıştır. Mehmet Şori önce Gaziantep’e, oradan da Diyarbakır’a gidecektir. Şori’yi Diyarbakır’da, Belediye Zabıta memurları karşılayacak ve ailesine teslim edeceklerdir.Bir buçuk yıl önce, annesinin bir başkasına kaçmasına kızdığı için evini terkeden Şori, trenle, vagon aralarında saklanarak önce İstanbul’a gelmiş, birkaç gün kaldıktan sonra yine aynı şekilde Edirne’ye gitmiş, oradan da kolayını bulup Almanya’ya kaçmıştı.
Alman Çocuk Büroları tarafından korunan, okutulan ve mobilya, terzi, atölyelerinde çalışması temin edilen çocuk, Türkçeyi hemen hemen unutmuş, rahatça konuşacak, yazabilecek derecede Almanca öğrenmiştir.Dün Emniyet Çocuk Suçları Bürosunun himayesinde kalan Şori’ye İstanbul’un muhtelif köşelerinden toplanmış çocuklar ''Alman Şori'' ismini takmışlardır. Onun etrafında toplanan ve hatırasını dinleyen çocuklara Şori, mütemadiyen memleket hasretinden bahsetmiş ve gazetecilerin, ''Yine kaçar misin?'' sualine, Almanca ''Hayır, hayır'' cevabını vermiş ve ağlamaya başlamıştır.Şori babasına ve biri kız olan dört kardeşine çeşitli hediyeler getirmiştir.

Ya okul ya Almanya
Çok yoksul bir ailenin çocuğu olan Mehmet Şori artık Diyarbakır’ın en çok tanınan insanlarından biri haline gelmiştir. Geldiğinde hediyeler getirdiği kardeşlerinden ikisinin evlâtlık verildiğini öğrenir. Diyarbakır’da tren istasyonunda onu karşılayan babasına söylediği ilk söz 'ya okul ya Almanya' olur. 18 Eylül 1962 tarihli Milliyet gazetesinin Diyarbakır’dan bildirdiği ve birinci sayfadan, ''Mehmet Şori, ''Koleje giremezsem tekrar kaçarım'' verdiği haber şöyle:

Bir yıl ayrılıktan sonra dün memleketi olan Diyarbakır’a gelen Mehmet Şori (Çangıllı)nın, kendisini istasyonda kucaklayan babasına ilk sözü ya okul ya tekrar Almanya olmuştur.
Dün Diyarbakırın Gazi caddesinde bir kıraathanede babası ve kardeşleri ile birlikte kendisine hediye edilen oyuncakları ile oynarken bulduğumuz Mehmet Şori ''Okumak istiyorum'' demiş ve şunları ilâve etmiştir:''Babam mektup yazdı, tahsilime burada devam edeceğimi bildirdi. Ben de geldim. Okuyacağım okul bir kolej olmalıdır, yoksa gene babamım, kardeşlerimi bırakıp Almanyaya gitmek zorunda kalacağım.''Mehmet Şori’nin  fakir babası 50 yaşında Bahri Çangıllı, ilgililere başvurarak, oğlunun arzu ettiği şekilde bir okula yerleştirilmesini istemiş, aksi takdirde oğlunun Almanya’ya dönmesine kendisinin de taraftar olduğunu bildirmiştir. Baba oğul ilgillerin verecekleri cevabı beklemektedirler.Bir yıl içinde Almanca öğrenen ve Türkçeyi Alman şivesiyle konuşmaya başlayan Mehmet Şori Diyarbakır’da kardeşinden ancak ikisiyle görüşebilmiştir. Tatvan’a ve Urfa’ya evlâtlık olarak verilen diğer iki kardeşini ise henüz görememiştir.Diyarbakırdaki Merkez Yetiştirme Yurduna konan Mehmet Şori kısa zamanda Diyarbakır’ın sevgilisi haline gelmiştir. Büyüklü, küçüklü gruplar onu yetiştirme yurdunda ve babası ile birlikte oturduğu kıraathanede ziyaret etmekte, hatırını sormaktadırlar. Şori, ziyaretçilerle pek az konuşmakta başını önüne eğerek düşünmekte ne düşündüğünü soranlara ''Okulumu' diye cevap vermektedir.

Şori bu kez Almanya’ya vize ile gidecektir (20 Ekim 1962, Milliyet)
Şori’ye tekrar Almanya yolu gözükür
Mehmet Şori’yi kolejde okutacak imkanı olmayan babaya geriye Şori’yi tekrardan Almanya’ya gönderme seçeneği kalır. Babası Şori için vize başvurusunda bulunur ve uğraşlar sonucu vize verilir. Şori’ye tekrar Almanya yolu gözükür.
Macerası tüm Türkiye’nin ilgisini çekmiş olmalı ki, gazeteler Mehmet Şori ve babasıyla ilgili bolca haber ve röportaj yapmıştır. Bu uzun ve içinde fazlaca kurmaca ve abartı olan 20 Ekim 1962 yılında Milliyet’te yayımlanan röportajlardan biri şöyle:

Mehmet Şori’nin yüzü, bir aydan sonra önceki gün ilk defa güldü: Tekrar Almanya’ya gitmek tahsiline devam etmek imkânına kavuşmuştu. Alman Büyük Elçiliğinin vizesini taşıyan pasaportu elinde idi. Pasaportta, vizeye uzun uzun baktı. Baktı da hırçınlaştı bir ara. ''Artık gideyim. Geç oldu'' diye homurdandı.
Her şey hazırdı ama
Her şey hazırdı: Beklenen vize gelmişti. Şori’nin bir valizi geçmeyen eşyası toparlanmıştı. Diyarbakır yakınlarındaki kardeşlerine, dost ve yakınlarına veda edilmişti. Babası Bahri Çangıllı’nın yurt dışında okumak için, noterden tasdikli ''muvafaknâme''si alınmıştı. Artık geçen yıl olduğu gibi Almanya’ya tren kanepelerinin altında kaçak olarak gitmeyecekti Şori.Fakat hemen yolculuğa çıkamıyor, Münih’te derslerine çoktan başlayan arkadaşları arasına katılamıyordu. Sebep Şori ve babası gibiler için çok önemli idi. Fakirdiler. Almanya’ya uçakla yapılacak yolculuğun bedeli olan 1310 lirayı bir araya getiremiyorlardı. Yolculuk trenle de yapılsa, bilet ücreti 750 liranın üstündeydi. Bahri Çangıllı’nın bu kadar da parası yoktu.
Sadece 500 lira 
Bahri Çangıllı’nın, oğlunun tahsili için gerekli parayı sağlamak yolunda Diyarbakır’da baş vurmadığı yer kalmamıştı. Hattâ yardım olarak değil de ödünç olarak istemişti bu parayı. Fakat yüzbin kişilik Diyarbakır şehrinde bula bula sadece 500 lira bulabilmişti. Hepsi o kadar…''Başka çare yok'' diyordu Şori’nin babası. ''Bir iki güne kadar oğlumu Ankara’ya götüreceğim. Meclise gidip Diyarbakır Milletvekillerini bulacağım. Onlara durumu anlatacağım. Bir de döviz meselesi var. Ne yapıp yapıp oğlumu Almanya’ya göndersinler, memleketlerinin çocuğunun okuyup adam olmasını temin etsinler.''
Neden Almanya 
Mehmet Şori’ye: ''Neden Almanya da, Türkiye değil?'' diye sorduk. Sualimizi geç anladı. Kısa bir süre düşündükten sonra ''Burda iş yok'' diye cevap verdi.''Neden?'' dedik.''İşte öyle..''Türkçeyi meramını anlatamayacak kadar unutmuştu. Kendisine babası tercümanlık yapmak zorunda kaldı:''Çok uğraştık beyim. Vilâyete, Milli Eğitim Müdürlüğüne müracaat ettik. Dedik ki, oğlumuz için Almanya veya Türkiye bahis konusu değildir. Bahis konusu olan, oğlumuzun tahsilidir. Oğlumuzu Almanca olsun, Fransızca olsun, İngilizce olsun, yabancı dilde öğrenim yapan bir okula yerleştirin. Oğlum öyle istiyordu. Böyle bir okula giremezse yine kaçıp Almanya’ya gideceğini söylüyordu. Fakat müracaatlarımızın hiç birinden müsbet bir sonuç alamadık. Şori’yi, bu defa kendi arzumla Almanya’ya göndermek mecburiyeti hasıl oldu.Gelgelelim gönderemiyorum işte.''
Şori gitmeli
Bahri Çangıllı daha sonra sözlerine ekledi: ''Şori gitmeli beyim. Şori okumalı, adam olmalı beyim…''Dilinin altında birşey var gibiydi. Fakat daha fazla konuşmadı. Yutkunmakla yetindi.
Onun söylemek istediklerini biliyorduk, öğrenmiştik. Evet Şori gitmeli idi. Diyarbakırdan, hele Diyarbakırdaki muhitinden uzaklaşmalı idi. Şori 12 sene Almanya’ya kaçıncaya kadar Diyarbakırın genelevine yakın, yakın da ne demek, geneleviyle kucak kucağa bir semtinde yaşamıştı. Almanya’dan döneliberi yine aynı semtte yaşıyordu. Bundan babası da, kendisi de şikayetçi idi. Fakat, o semtten uzaklaşmak için ellerinden bir şey gelmiyordu. Tesadüf, onları orada oturmaya mecbur etmişti. Çünkü fakirdiler. Başka yere nakletmek imkânına sahip değildiler.Şori, geçen yıl evinden, babasından değil de, kendisini kucaklayıp öpen, avucuna kına yakan semt kadınlarından kaçmıştı. O kadınlar ki, şimdi de, bir aylık misafirliğini fırsat bilerek, yine Şori’nin avuçlarını kınalamışlardı.Ve kim bilir Şori’nin bir an evvel Almanyaya gitmek istemesinin tek sebebi de buydu, bunlardı.

Bu kez hedef Amerika
Ve nihayet Şori Almanya’ya varır. İstanbul menşeli bindiği trenden Düsseldorf’da indirilir. Kimliğini inceleyen polisler daha önce Münih’e geldiğini ve Türkiye’ye iade edildiğini öğrenir. Düsseldorf’daki çocuk yurtlarından birine yerleştirilir. O dönemlerde basının 'Diyarbakırlı maceraperest çocuk’ adıyla andığı Şori adına yaraşır bir biçimde yeni maceralar aramaya koyulur. Bu kez Şori’nin hedefinde Amerika vardır. Hedefine ulaşmak için de yola koyulur. İlk aşamada Hamburg limanına varıp bir gemiye binerek New York’a ulaşmaya çalışır. Düsseldorf’taki çocuk yurdundan kaçarak Hamburg’a ulaşmak üzere trene biner. Bundan sonrasını 4 Şubat 1963 tarihli Cumhuriyet gazetesinin Şori hakkındaki Bielefeld mahreçli haberini okuyarak devam edelim:

Bundan birkaç hafta önce, Ruhr bölgesinden geçmekte olan bir trende alnını kompartıman penceresine dayayarak dışarısını seyreden bir erkek çocuk, seyahat ediyordu. Biraz sonra kondüktör, biletleri kontrol etmek üzere bu kompartımanın kapısını açtığı zaman, çocuk ona normal bir bilet yerine, peron bileti uzattı. Kondüktör aynı kompartımanda oturan diğer yolcuların hayret dolu nazarları arasında, çocuğun Mehmet Şori adını taşıdığını, yaşının 12 olduğunu, babasının  İstanbul’da yaşadığını, kendisinin ise New York’ta ikamet eden annesine gitmek üzere yola çıktığını öğrendi. Neticede, tren Bielefeld garına geldiği zaman çocuğu elinden tutarak indirdi ve buradaki gar müdürüne teslim etti.
Şimdi de Bielefeld’deki bir çocuk yurduna yerleştirilen Mehmet, burada kendisine karşı gösterilen ilgiden memnun görünmekte ve beraberce okula gittiği arkadaşları ile öğretmenleri kendisini çok sevmektedirler.
Almancayı iyice öğrenen Mehmet, yalnız arkadaşlarına değil, büyüklere de masallar söylemektedir. Fakat büyüklere, ailesi hakkında anlattığı masallar birbirini tutmamakta ve annesi ile kardeşinin Amerika’da olduklarına pek de inanılmamaktadır.Mehmet’in Türkiye’deki babasına iadesi için, icabeden formalite ve hazırlıklar tamamlanırken, seyahat ve macera meraklısı bu zeki ve kabiliyetli çocuğun yurttan ve okuldan kaçmaması için de tedbirler alınmış bulunmaktadır.

Artık bir efsanedir
Mehmet Şori artık bir efsaneye dönüşmüştür. Hakkında asparagas haberler çıkar. Milliyet gazetesinde 18 Ocak 1963 tarihinde çıkan tek sütunluk haberde Mehmet Şori’nin babasına yazdığı mektupta, Amerika’ya gittiği ve orda bir yetiştirme yurduna yerleştirildiği yazılıdır. Yine aynı haberde Almanya’da geçirdiği bir kaza sonunda iki kolunun kırıldığı ve iyileştiği anlatılır. Oysa Şori ne Amerika’ya ulaşabilmiştir ne de kaza geçirmiştir.

Bir de film macerası var

Yaklaşık bir yıl sonra Alman devleti ikinci defa Şori’yi Türkiye’ye iade eder. Bu ikinci iade ediliş Diyarbakırlı Şori’nin için bir de sinema macerasına vesile olur. 1964 yılında yapımı tamamlanan Türk sinemasında fantastik filmlerin yönetmeni olarak bilinen Yılmaz Atadeniz’in Jules Verne’nin aynı adlı romanından uyarlama “İki sene mektep tatili” filminde oynar.
Mehmet Şori’nin oynadığı filmin afişi

Çekimleri Fethiye’de yapılan filmde 12 çocuk oynar. Mehmet Şori de o esnada ikinci kez Türkiye’ye iade edilmiştir ve İstanbul’da kalmaktadır. İşte bu sürede maceraperestliği ve şöhreti yapımcıların ilgisini çekmiş olmalı ki onu da film ekibine alırlar. Filmin afişinde anlaşıldığı üzere Mehmet Şori filmde çocuk başrol oyuncularından biridir. O dönemlerde Sami Hazinses’ten sonra belki de Türk sinemasında rol almış ikinci Diyarbakırlıdır.

İnanamıyorum, yuh olsun bana
Filmin çekimleri bittikten sonra İstanbul’dan artık Adana’da yaşayan babasını ziyarete gelen Şori bir süre sonra tekrar İstanbul’a döner. 9 Mayıs 1964 tarihli Milliyet gazetesinde 'Mehmet Şori bu defa iş aramaya izinde geldi' haberinde Şori’nin İstanbul’daki Emniyet Müdürlüğü Çocuk Bürosuna geldiği ve kendisine iş bulmalarını söylediği yazılır. Fakat Şori umduğuna bulmamıştır ki üçüncü defa Almanya’ya gitmek için kolları sıvar. Hürriyet gazetesinin 9 Haziran 1964 tarihlisayısında Şori’nin başarısız olacak üçüncü kaçma girişimini şu şekilde yazar:

Diyarbakırlı maceraperest çocuk Mehmet Şori, üçüncü defa kaçak olarak Almanya’ya gitmek isterken Edirne’de yakayı ele verdi. Hem de suç işleyerek. Şeytana uyan Şori, hırsızlık yaptı. Karaağaç istasyon büfesini soyduktan sonra çaldığı sigaraları turistlere satarken yakalandı. 1961 yılının ilk aylarında kaçak olarak bindiği trenle Münih’e kadar giden ve Münih’te pasaport memurları tarafından yakalanmasına rağmen, altı ay Almanya’da kalmaya muvaffak olan Mehmet Şori, ''Hırsızlık suçundan yakalandığım için utanıyorum. Bütün dünyaya rezil oldum. Yaptığıma pişmanım'' demiştir.Tanınmamak için, bir de takma bıyık kullanan ve ''İnanamıyorum. Yuh olsun bana.'' diyen Şori’nin elbiselerinin de yırtılmış olduğu, dikkati çekmiştir.
Tevfik edilen Mehmet Şori cezaevine götürülürken hüngür hüngür ağlamıştır.
Tevfik edilen Mehmet Şori cezaevine götürülürken hüngür hüngür ağlamıştır.

Gömlek ve pantolonu alarak ortadan kaybolur
Bir süre tutuklu kaldıktan sonra Şori tekrar Adana’ya döner. Sonrasında hakkında 17 Temmuz 1965 tarihli Cumhuriyet gazetesinde 'Mehmet Şori bir gazeteciyi dolandırdı' başlıklı pek de hoş olmayan kısa bir haber çıkar:

Küçük yaşta kaçak olarak Almanya’ya giden, Diyarbakırlı maceracı çocuk Mehmet Şori, şehrimizde bir gazeteciyi dolandırmıştır.
Kendisini himayesine alan gazeteci Erman Erk'in evine giden Mehmet Şori, «Erman ağabey, elbiselerini istiyor» demiş ve Erk'in annesinin kendisine teslim ettiği gömlek ve pantalonu alarak ortadan kaybolmuştur.
Erman Erk eve döndükten sonra durum aydınlanmış. Erk'in çalıştığı bürodan Abdullah Usluer adındaki gencin de on lirasını alarak kaybolan Şori, polise şikayet edilmiştir.

Şori’ye ne oldu?
Şori’ye dair bildiğim son haberdir bu aynı zamanda. O efsane çocuğun artık yaşamadığını biliyorum. Şori büyüyünce nasıl biri oldu, ne yaptı merak etmiyor değilim, fakat aklımda o efsane çocuk 15 yaşında elinde götürdüğü gömlek ve pantolonu ile kalsın istedim. Tanıyan, bilen biri varsa belki tamamlar günün birinde Şori’nin öyküsünü. Ben 11 yaşında bir başına Almanya’ya kaçan maceraperest çocuk Şori’yi anlattım. Umarım Diyarbakır’ın unutulmuş bir efsanesini bir nebze de olsa yeniden tanıtmaya vesile olur bu yazı.
          

*Dönemin haberleri ara başlıklar dahil gazetelerde yayımlanan halleriyle yazılıdır. 


Şori’nin Almanya’ya ikinci gidişi öncesi (24 Ekim 1962, Milliyet)

Şori  Almanya’nın Bielefeld şehrinde okul sıralarında (4 Şubat 1963, Cumhuriyet)
Şori üçüncü kez Almanya’ya gitme macerasında hırsızlık yaparken yakalanır (09 Haziran 1964, Hürriyet) 



 
Diyarbakırlı hemşehrim Mehmet Şori hakkındaki bu yazım, 7 Aralık 2018 tarihinde Yeni Özgür Politika gazetesinde, 8 Aralık'ta ise Gazete Karınca'da yayımlandı.

Montag, 15. Oktober 2018

Hapishane edebiyatı ve Kürtçe



Duvarların ardından Kürt edebiyatı

Hapishane edebiyatı ya da diğer adıyla tutsak edebiyatı, tutukluluk koşulları neticesinde ortaya çıkmış röportaj, mektup, yaşam öyküsü, metin ve şiirleri tanımlamamak için kulanılan bir kavram. (1) Yine buna benzer mekan ve yaşanmışlık itibariyle dillerüstü bir niteliğe sahip Exilliteratur ve Holocoustliteratur kavramları var. İlki daha çok İkinci Dünya Savaşı esnasında faşist rejimden kaçanların yazdıklarını diğeri ise kalanların çektiği acıları anlatan metinleri tanımlar. ‘Hapishane edebiyatı’ da kavram olarak bazıları için kulağa hoş gelmese de üzerine araştırmalar yapılmış bir alan yani edebiyatın lügatında var olan bir kavramdan söz ediyoruz.
Günümüz hapishane sistemi, modern dönem imalatı olduğu için özgürlüğünden yoksun kalınmış koşullar denilince sadece hapishaneler düşünülmemeli, zira eski çağlarda esir ve köleler sahibinin metası sayılıyordu.
Burada Don Kişot’un yazarı Miguel de Cervantes’in, deniz seyahati esnasında korsanlar tarafından kaçırılıp Cezayir’de 5 yıl köle olarak alıkonulduğunu hatırlatmakta fayda var.
28 yaşında ölüm cezasına çarptırılan Fyodor Dostoyevski ise ‘Küçük Kahraman’ adındaki öykü kitabını hapishanede kaleme almıştı. O vakite kadar tüm kitaplarını İngilizce kaleme alan Kenyalı yazara Ngũgĩ wa Thiong’o (*), Kikuyu dilindeki ilk romanını hapisteyken tuvalet kağıtlarına yazmıştı.
Yine Afrika kıtasından olan Nijeryalı yazar, televizyon yapımcısı ve insan hakları aktivisti Ken Saro-Wiwa idam edilmeden önce Alternatif Nobel olarak da bilinen Right Livelihood Award Ödülü’ne (1994) layık görülmüştü.
Almanya’nın sol gazetelerinden biri olan Junge Welt’de köşe yazarlığı da yapan ve 36 yıldan bu yana ABD’de hapiste olan Mumia Abu-Jamal, hapishane edebiyatının en kıdemli yazarlarından biri. Tutsaklık ve edebiyata ilişkin dünyaca bilinen bu tür örnekleri çoğaltmak mümkün. Beyaz Batılı yazarlar için hapishaneler, totaliter rejimler döneminden kalma nostaljik mekanlar iken, onlar kadar şanslı olmayan yazarlar için durum o kadar romantik değil.

Birîna Reş hapishanede yazıldı
Kürtlerde ise savaş, sürgün ve hapis hayatının iç içe geçmişliği, kesişimleri ve bunu hala yaşıyor olmaları onları kısmen de olsa diğer örneklerinden ayırıyor. Kürtler arasında (Türkiye sınırları içerisinde ve Kürtçe) hapishanede yazılan ilk eser Musa Anter’in Kürtçe ve Türkçe kaleme aldığı Birîna Reş/Kara Yara adlı piyesi. Zira kendisi bu kitabında şöyle sesleniyordu: “Aziz okurlarım, bu eseri 1959’da İstanbul Harbiyesinde 38 No’lu hücrede tutuklu iken yazdım.”(2)
Birîna Reş kitabı için ‘kutsal bir yere sahip’(3) diyen Mehmed Uzun’un tutuklandığını yazı işleri müdürü olduğu dergi ise şöyle duyuruyordu okuyucularına: ‘Rızgari’nin birinci sayısı çıktığı gün yani 21 Mart 1976’da, dergi matbaada iken yasaklama kararı verilerek toplatıldı. Bu nedenle yazı işleri müdürü Mehmed Uzun da o gün tutuklandı.’(4)
Ömrünün hatırı sayılır bir kısmını hapishanelerde geçen Osman Sebrî ise Arap hakimle duruşma esnasında yaşadığı diyalogu şöyle anlatıyordu: “52 yaşınaki bir adam 18 kez hapse girerse, ondan geriye ne kalır? Ben 18 kez girdim hapse. Bir keresinde Arap bir hakim bana ‘Bu kaçıncı kezdir hapse giriyorsun’ dedi. Dedim ‘Bu 17. kezdir’. O vakte kadar 17 kez hapse girmiştim. Arap hakim dedi ‘Hay evi yıkılasıca’. Ben de dedim ‘Hay sizin eviniz yıkısın ulan! Ben hangi vakit gelip kapınıza çaldım evim yoktur, yer verin bana diye. Siz gelip beni alıyorsunuz ve hapse tıkıyorsunuz üstünü de evim yıkılsın. Sizinki yıkılsın’. Böyle dediğim vakit adam güldü…”(5)
 

Rênas Jiyan’ın şiirleri
7 Mayıs 2002 tarihinde 11 arkadaşıyla birlikte gözaltına alınan ve günlerce işkence edildikten sonra tutuklanan Rênas Jiyan’ın Kürt şiirinde özgün bir yere sahip ‘Mexzena Xwînê’nin el yazmaları da karanlık dehlizlerde kaybedilir. Birkaç aylık hapislikten sonra serbest bırakılan yazar, Mexzena Xwînê’yi yeniden yazar ve yayımlar. Kitabın önsözünde o süreci şöyle anlatır: “Bu kitap, bu kıvılcım kendini küllerinden diriltti. Tutuklanmamla birlikte o da tutuklandı. Ben bırakıldım bir süre sonra ama o tutsak kaldı, daha doğrusu tahrip edildi ve kaybedildi. Şimdi artık onu tamamladım. Fakat onun tamamladım mı yoksa hapislikten, hapishanenin arşivinden mi kaçırdım, bilmiyorum.”(6)

Alman zindanlarında Ferîd Xan
Sürgün ile hapishanenin bazen kesiştiği de olmuştur dedik, Ferîd Xan mesela, şiirlerinin birkaçını Almanya hapishanelerinde yazmıştı.(7)
Kürt yazarlar arasında hapishaneden çıkan Kürtçe metinlere en çok değer verenlerden biri Arjen Arî’ydi. Yazılarında hapishanede Kürtçe yazan bazı isimleri anarken, 80’lerin başında Esat Oktay Yıldıran’ın ‘Türkçe konuş, çok konuş’ sloganlarıyla inleyen hapishanelerin şimdilerde, çelik yürekleriye direnen tutsakların ’Kızıl Medreseler’ine dönüştüğünü yazmıştı ölümünden bir yıl önce.(8)
71 ve 80 darbelerinde tutuklanan birçok Kürt aydını o dönemlerde Türkçe yazmayı tercih etti. Özellikle 80 darbesinde hapishanelerde yaşanan insanlık dışı uygulamaları anlatmak onu dünyaya duyurmak öncelikli hedef olduğu için, hangi dilde yazıldığı çok da önemli değildi. Fakat bu süreçlerde tutuklanıp serbest kaldıktan sonra Kürtçe romanlarında hapishaneleri işleyen yazarlar var: Mehmed Uzun (Tu, Dengê Komal Yayınları, Birinci baskı: 1984), Bûbê Eser, (Gardiyan, Roja Nû Yayınları, 1994) Selahattin Bulut (Xadim, Avesta Yayınları, Birinci baskı: 2008), Mervan Serhildan (Berxwedana Elektropola, Berbang Yayınevi, 2015),
90’lı yıllarda Kürt edebiyatı daha çok sürgünden gelen eserlerle okuyucularını beslerken hapishanelerde Kürtçeye dair ciddi bir duyarlılığın ve ilginin varlığından söz edilemez. 2000’den sonra bir kıpırdanma yaşanırken 2010 sonrasından ise ciddi bir hareketlenme yaşandı. TZP-Kurdî’nin 2010 yılında anadilde eğitim talebi ve okulları bir haftalık boykot çağrısı ve yine aynı yıl yüzlerce Kürt siyasetçinin tutuklandığı KCK davalarındaki anadilde savunma talebi hapishanelerde bir sinerji oluşturdu. Bunun yanında 90 yıllarda müebbet alan bir çok tutsağın 20 yılını doldurduğu ve çalışmalarını kitaplaştıracak kıvama geldiği yıllardı. Burda birkaç ismi özel olarak zikretmek istiyorum.

Tonguç Ok, Murat Canşad, Menaf Osman, Mizgîn Ronak, Rıza Kazıcı…


21 yıldır zindanda olan Tonguç Ok, bunun son 9 yılını tek başına bir hücrede geçiriyor. Kayserili bir Türk olan Tonguç Ok Kürtçeyi cezaevinde öğrendi ve şimdiye kadar İngilizceden Kürtçeye üç kitap Kürtçeye çevirdi. Kapatılan Tîroj dergisinde yayımlanmış Kürtçe öyküleri de var. İngilizce ve İspanyolcadan Türkçeye birçok kitabın çevirisini yapan Ok, kendisiyle üç yıl önce yapılan bir söyleşide İspanyolcadan Kürtçeye bir eser çevirmek istediğini söylemişti.(10)
Son olarak Ehmedê Xanî’nin Mem û Zîn eserini Kirmanckî’ye çeviren Murat Canşad Dersim’in Ovacık ilçecesinde ve 23 yıldan bu yana hapishanede. Şimdiye kadar üç hikaye kitabı da yayımlanan Canşad, Kirmanckî edebiyatının en çalışkan yazarlarından biri. Kendisi gibi Dersimli olan Hesen Dilawer Dêrsim de (Hasan Alkış), hapishanede biri öykü biri roman iki Kirmanckî kitap kaleme aldı. 26 yıldır tutuklu olan Hesen Dilawer Dêrsim ağır hasta ve tahliye edilmesi gerekiyor.
Rojava’nın Hesekê kentinde dünyaya gelen ve 25 yıldan bu yana hapis hayatı yaşayan Menaf Osman, aşağıda adını okuyacağımız isimler arasında en üretken yazar konumda.
Biri Fransızcadan ve ikisi Arapçadan toplamda üç çeviri, 5 roman, iki de öykü kitabı var.  
26 yıldır tutsak olan Mizgîn Ronak da Kürtçenin en üretken kadın yazarlarından biri, 6 kitabı var.
36 yıllık ömrünün 19 yılını hapishanede geçiren Rıza Kazıcı ise kitabının yayımlandığını görmeden, hayatını kaybetti. 2015 yılında hayatını kaybeden tutsak Ali Alp de aynı şekide romanın yayımlandığını görmeden aramızdan ayrılmıştı.

Cezaevinde çıkan Kürtçe kitaplar
Hazırladığım liste 58 yazara (54 Kurmancî, 4 Kirmanckî) ait yüzlerce kitap var. Listeyi hazırlarken kitapları Kürtçe yayımlanan ve halen cezaevinde olan tutsak isimlerini esas aldım. (**)
Kim bilir belki bir o kadar da yayımlanmayı bekleyen dosyalar vardır yayınevlerinde. Hazırladığım listenin bütün kitapları ve yazarları kapsadığını iddia etmiyorum, eksiklikler ve hatalar olması muhtemeldir, o yüzden şimdiden kusurumuz affola diyorum.
Yayıncılık biraz da reklam ve pazarlama işidir. Kürt yayınevlerinin bu konuda durumunu çok da iç açıcı olduğunu söyleyemem, bu ayrı bir yazının konusu. Fakat cezaevlerinden çıkan yazarların kendi eserlerini tanıtacak koşulları olmadığı için bu iş de biraz okuyuculara ve yazarın yakın çevresine kalıyor.
Aşağıda yer alan bazı kitaplara ulaşmak neredeyse imkansız, kitapçılarda bile temin edilemiyor. Umarım Kürtçenin okuyucularına bir nebze de yardımcı olur bu liste.              
1- Nevzat Çapkın, Kevoka Spî, (Deneme), Amed Yayınları, 2014
2- Zeki Kayar, Kişwera Pêncemîn (Şiir), Aram Yayınevi
-Dilê Xembar (Şiir), Tevn Yayınları, 2013
-Avzêm (Şiir), Sokak yayın grubu, 2018
3- Halil Dağ, Mezrecelîl (Şiir), Lîs Yayınları
-Qetîstan (Şiir), Tevn Yayınları
4- Ömer Raman, Atlasa Nîgaşan (Öykü), Lîs Yayınları, 2016
-Küçük Kayıp Dinazor Dino – Dinazorê Biçûk Ê Winda Dîno (Çocuk öykü kitabı), Ar Yayınları, 2018
5- Mahir Bagok, Derîyê Sibehê (Şiir), Lîs Yayınları, 2011
-Dewsa Ramûsanên Brûskan (Öykü), Lîs Yayınları
-Pênc Kulîlkên Zivistanê (Öykü), Lîs Yayınları,2012
-Kefiyen Cihêreng (Roman), Lîs Yayınları
-Siya Nepênê (Roman), NA Yayınları, 2015
-Bêrîrihê (Şiir), Ava Yayınları, 2017
-Nîgarên Hebûna Xewnerojkan (Şiir), Ava Yayınları, 2018
6- Mizgîn Ronak, Sêv jî me dikujin (Şiir), Lîs yayınlari
-Gorçiya ne em (Öykü), Sîtav Yayınevi, 2018
-Rojhat (Roman), Sîtav.Yayınları, 2018
-Nobedarê Gulên Kobanê (Roman), Sîtav Yayınevi, 2018
-Dilavî-Li ber devê birînê (Şiir), Ar Yayınları, 2017
-Em bûn Baran, (Roman), Aram Yayınevi
7- Menaf Osman, Şînok (Öykü), Lîs Yayınları, 2012
-Piling –Şoreşname-1 (Roman), Ar Yayınları, 2015
-Sînor (Roman), Aryen Yayınları, 2018
-Hezar û Yek Şev (Masal, Arapçadan çeviri), Azad Yayınları, 2018
-Mîrê Monte Krîsto- Alexandre Dumas (Roman, Fransızcadan çeviri), Azad Yayınları
-Helbestên Xezeblêhatî-Nizar Qebannî (Şiir, Arapçadan çeviri), Azad Yayınları
-Namûsname (Roman), Aram Yayınevi, 2012
-Girê Şêran (Roman), Aram Yayınevi, 2003
-Silava bajariyan (Öykü), Azad Yayınları, 2013
Lênûska Leyla (Roman), Aram Yayınevi, 2018
8- Fikret Karakoç, Şiverêyên Lal (Şiir) Lîs Yayınları
9- Resul Baltacı, Ez penaber im (Şiir) J&J Yayınları
10- Bahattin Cesur, Raperîn (Roman), Evrensel Basım Yayın, 2016
11- Mehmet Yavuz, Ax û xwîn (Roman), J&J Yayınları, 2016
-Xeyalên Nîvcomayî (Öykü), Ar Yayınları, 2017
12- Abdullah Yılmaz , Tov di Axê de Namîne (Roman), Sîtav Yayınevi, 2016
13- Teyfîq Hêja, Hêjaname (Biyografi), J&J Yayınları, 2017
-A ME DÊ (Şiir), Aram Yayınevi, 2010
-Mirjîn (Şiir) J&J Yayınları, 2013
-Hêjaname (Şiir) J&J Yayınları, 2017
-Nihayên Min (Şiir) J&J Yayınları, 2017
14- Yaşar Aslan, Rengbêj (Öykü), J&J Yayınları, 2014
-Sergovend (Biyografi), J&J Yayınları, 2017
15- Hecî Nehsan, Zêmarên Çûyînê (Deneme),  J&J Yayınları, 2013
-Agrîna (Şiir), J&J Yayınları, 2014
-Nofa (Öykü), Ar Yayınları, 2014
-Şîna Şevê (Şiir), Ar Yayınları, 2015
-Arjenîka (Deneme), J&J Yayınları, 2016
-Maha, (Öykü), J&J Yayınları, 2016
-Ciweyna (Şiir), Aryen Yayınları, 2017
-Tarîkoj (Deneme), Aryen Yayınları, 2018
16- Arjen Erez, Qesra Helbestên Xemgîn (Şiir), J&J Yayınları, 2016
17- Cengiz Eker, Kînor (Öykü), Ar Yayınları, 2014
-Meytê Li Ser Rê (Öykü), J&J Yayınları, 2015
18- Evdilxaliq Guneş, Bîranînên biêş (Anı), J&J Yayınları
19- Nesip Tarim, Xezal, Roman, Belkî Yayınları, 2007
-Lekeya Hinarê (Roman), J&J Yayınları, 2015
20- Hisên Xelîl, Stargeha Evînê (Öykü), J&J Yayınları, 2015
21- Hayrettin Ekinci, Jan Bûne Nepenî, (Şiir) Aram Yayınevi,2010
-Li çiyayê Qerejdax Şopa Gerîla (Anı),  Aram Yayınevi, 2012
-Dengbêjî (Araştırma) J&J Yayınları, 2013
-Strana Mêrxasan (Şiir), J&J Yayınları, 2014
-Evîna Qesrê (Öykü), J&J Yayınları, 2014
22- İlhan Dayan, Bêrîjan (Şiir),J&J Yayınları, 2014
-Xeyalbêj (Şiir), J&J Yayınları,2018
23- Mihemed Sedîq Bîçer, Stêrka Sêw (Şiir), J&J Yayınları, 2013
24- Selahattin Çam, Hesreta Axa Welat (Öykü),J&J Yayınları
-Hêstrên Xwînî(Şiir), J&J Yayınları
25- Mehmet Öztaş, Evîna Bêzar (Şiir), J&J Yayınları
26- Orhan Çaçan, Aşûda Koran (Öykü), NA Yayınları, 2017
-Hilmek Jiyan Hilmek Mirin (Öykü), NA Yayınları, 2016
27- Ebedin Abi, Heliz û Hebûn(Şiir), Sîtav Yayınevi, 2017
28- Ahmedê Bilokî, Pepûla azadiyê-Şîrîn Elem Hûlî (Roman, J&J Yayınları, 2016
-Ava Tî (Şiir), Aryen Yayınları, 2018
29- Hamit Babat, Mistek ji Hêsrên Zînê (Roman), J&J Yayınlar, 2016
30- Evdê Cano, Gulan (Şiir), Belkî Yayınları, 2008
-Adara Agirîn (Şiir), Ronahî Yayınları
31- Merwan Şîro, Şopên Ji Destan (Şiir), Ronahi Yayınları, 2014
32- Faysal Yacan, Bihara Hêviyên Min (Roman), Ar Yayınlari, 2017
33- Ahmet Temiz, Heqiba Evînê (Roman),Ar Yayınları, 2015
34- Ramazan Çeper, Ferhenga Etîmolojiyê (Araştırma), Ar Yayınları, 2014
-Ziryan im (Şiir), Ar Yayınları
-Şervanek Dimeşe Di Dilê Me De (Şiir),Tevn Yayınları, 2013
-Yazde Rondiken Tenînî (Şiir), Tevn Yayınları, 2010
35- Kamuran Yitik&Ramazan Çeper, Ferhenga Mîtolojiya Kurdî (Araştırma), İstanbul Kürt Enstitüsü Yayınları, 2017
36- Musa Şanak, Nohsên Tenetiyê (Şiir) Ar Yayınları, 2013
37- Nail Demir, Cîhana Ajalan, (Folklor) Aram Yayınevi, 2016
38- Eyüp Turgay, Baweşînka Çavên te (Şiir), Ar Yayınları, 2013
39- Ekrem Batmaz, Şeb î Yelda (Şiir), Tevn Yayınları, 2013
40- Laleş Çeliker- Ji Dîrokê Dîrokeke Ehmedê Xanî (Araştırma), Aram Yayınevi, 2016
41- Rıza Kazıcı, Ez Ê We Me (Şiir), Aram Yayınevi, 2016
42- Sinan Sütpak, Jûtenya (Şiir), Aram Yayınevi
43- A.Celil Keskin, Evîna Tajdîn (Roman), Ceren Kültür Yayınları, 2017
44- Hamit Adıman, Rêwiye Evînê (Şiir), Aram Yayınevi, 2010
45- Ali Alp, Sîmir: Fira Ber Bi Azadbûnê Ve (Roman), Aram Yayınevi,2017
46- Abdullah Çelik, Pakrewanên Bênav(Anı), Aram Yayınevi
47- Dewrîm Serhad, Geliyê Zîlan, (Bîranîn-Lêkolîn), Aram Yayınevi, 2015
48- Hesen Dilawer Dêrsim, Estarêyê Asmên Ma (Öykü), Aram Yayınevi, 2014
– Deyndar (Roman), Vate Yayınevi, 2014
49- Erd. Agron, Dîwana Hestiyan (Şiir), Aryen Yayınları, 2018
50- A.Selam Baran, Kaniya Xezalan (Öykü), Aryen Yayınları, 2018
51- Kerem Bilen, Meşa Jiyanê (Roman), Aryen Yayınları, 2017
52- Murad Canşad, Xafilbela (Öykü), Vate Yayınevi, 2008
-Hesê Mişî (Öykü), Roşna Yayınları,2013
-Waştî (Öykü), Roşna Yayınları, 2015
-Mem û Zîne-Ehmedê Xanî (Şiir, Kurmancîden çeviri), Roşna Yayınları, 2018
53- Tonguç Ok, Marksîzm û pirsgirêkên zimanzanîyê- J.V.Stalin (Felsefe, İnglizceden çeviri), Evrensel Basım Yayın, 2011
-Manîfestoya Partiya Komunîst- Karl Marx ve Friedrich Engels (Felsefe, İngilizceden çeviri),Evrensel Basım Yayın, 2011
– Divê Çi Bê Kirin -V.İ.Lenin (Felsefe, İngilizceden çeviri), Evrensel Basım Yayın, 2011
54- M. Aydın Söğüt, Dema Dirîreşkan 1 ve 2 – Murat Türk (Roman, Türkçeden çeviri), Belge Yayınları, 2014
55- Ali Rıza Kalan, Lêlê Şodirî de Yew Rayîrwan (Öykü), Vate Yayınevi, 2014
56- Mahmut Baran, Êdî Navê Min Bêrîvan e (Roman) Aram Yayınevi, 2013
57- Mahmut Yamalak, Tarîderya (Roman), Aram Yayınevi,2013
Gulîstan-Şêx Se’diyê Şîrazî (Şiir, Muhammed İnal ile birlikte Farsçadan çeviri), Nûbihar Yayınları, 2013
58- Muhammed İnal, Zerdeşt Wiha Ferman Kir (***) (Felsefe, Türkçeden çeviri), Hîvda İletişim, 2007

59- Ahmed Huseyîn, Canheval (Şiir), Dilê çar dilî (Şiir), Axîna Dilistan (Şiir), Zayina bi Amûra Sertûj (Şiir) Sîtav Yayınevi, 
60- Şîraz Işıq, Qesra Bilindan (Roman), Belkî Yayınları

* Ngũgĩ wa Thiong’o’nun Decolonising the Mind: The Politics of Language in African Literature kitabı bu yıl Fexriye Adsay çevirisiyle Kürtçe, Rizgarkirina Hiş Ji Mêtingeriyê:Di Wêjeya Afrîkî de Sîyaseta Zimên adıyla Lîs Yayınlarından çıktı.
** Kendisi gazeteci olan ve bir süre hapishande kalan Xece Şen’in, J&J Yayınlarından çıkan ’Di Goristana Tarî de Stêrkên Azadiyê (Hapishanedeki tutsaklarla yapılan söyleşi) ve Lîlan be dil (Tutsak şiirlerinden derleme) adındaki iki kitabını bu listeye eklemedim. Yazarı dışarıda olan, antoloji, derleme, söyleşi veya cezaevinde yazılmış çalışmalar bu listeye dahil edilmedi.      
*** Bu kitaba ve yazarına ilişkin kısa bir not düşmem gerekiyor. Bu kitap ve çeviri için Mahmut Yamalak bir mektubunda (http://gorulmustur.org/icerik/mahmut-yamalak-tariderya) çevirinin kendisine ait olduğunu cezaevi koşullarından doğan bir karışıklıktan kitabın başka bir isimle yayımlandığını belirtiyordu. Bilgi almak için Hîvda İletişim’in editörü Hüseyin Siyabend Aymetür’le iletişime geçtim fakat konuyla ilgili sorduğum soruya cevap vermedi.

Kaynaklar:
1- https://de.wikipedia.org/wiki/Gefangenenliteratur
2- Birîna Reş, Avesta Yayınları, 1999
3- Hêz û Bedewiya Pênûsê, Nûdem Yayınları,1993
4- Rizgarî, Sayı:2,1976
5-Hêvî, Sayı:7,1990
6-Mexzena Xwînê, Belkî Yayınevi, Birinci baskı, 2003
7-Kemana min mîna gundekî digirî, Rewşen Yayınları,1999
8-Arjen Arî. Xasenezer, Evrensel Basım Yayın, 2013
9-Yeni Özgür Politika, 7 Eylül 2015



Bu yazı 15 Ekim 2018 tarihinde Yeni Özgür Politika gazetesinde yayımlandı.

Dienstag, 25. September 2018

DENGÊ E’FRANDARÊD MEYE CAHİL: ELÎXANÊ MEMÊ


Cahilekî 18 salî di Riya Teze de: Elîxanê Memê
Ev nivîsa li jêr sala 1966an di Riya Teze de belav bûye ku wê çaxê bi alfabeya Kîrîlî neşir dibû. Riya Teze li ser nivîskarên eyan û mezin pir nivîs neşir kirine lê car car di para "DENGÊ E’FRANDARÊD MEYE CAHİL" de behsa gencên Kurdan jî kiriye.
Elîxanê Memê di vê nivîsê de xortekî 18 salî ye û bi pesn û şabûneke mezin behsa wî tê kirin. Ew xortê hanê piştî jihevbelavbûna Sovetê li Ermanistanê dibe parlementerê Êrîvanê.

Her wiha gava Kurdên Sovêta jihevbelavbûyî, 9ê mehê Hezîrana 1992a li Laçînê, Kurdistana Sor îlan dikin, Elîxanê Memê daxuyaniya vê dixwîne. 

Berhemên Elîxanê Memê
Bi Ermenîkî; Kênas Sov (Behra Jiyînê) sala 1983, Kar (Kevir) Sala 1987, Arêvî Yêrkîr (Welatê Rojê) 2004, Zagrosî Luyîsêrî (Îşikê Zagrosê) sala 2006,
bi Kurdî; Surra Hesretê sala 1989, Ax Û Nan sala 2004, Nuranî sala 2010
Wekî din jî rêdaktorê sereke yê rojnemeya Zagrosê’ê bû û heya mirina xwe jî serokatiya Yekîtiya Nivîskarên Ermenîstanê ya Beşa Kurdî dikir. 

Min tîpguhêziya ji alfabeya kurdî-kîrîlî li alfabeya kurdî-latînî kiriye û min qet dest nedaye rastnivîs û ûsila nivîsina wê.
                                           ***

28-ê ÎYÛLÊ SALA 1966-a  No: 60 (1808)

DENGÊ E’FRANDARÊD MEYE CAHİL

E’L’İXANÊ MEMÊ

E’lîxanê Memê t’eze p’ê xwe avîtiye şêmîka e’mr - îsal mek’t’eba ort’e kut’a kir. Lê t’ebîyetê timatî nekiriye, me’rîfeteke mezin daye vî xortê berbimiraz. Ew die’fr’ine, dilkê wîyî fire nhada bona merivayê, e’dlayê, bratyê û pizmamtîya cmae’ta dik’ute, xeberêd xweye t’eze dibêje.
E’lîxanê Memê sala 1948-a gundê Koşêda (neh’iya Aştarakê) hatye dinê. Eva çend r’oja, wekî mek’t’eba gunde ort’e k’uta kir. Hema înt’hama xweye e’wlinde - nvîsara zmanê ermenîde, şagirtê me’r’îfet dinvîse: „Nava merivda her tişt gotî bedewbe, r’uh’ê wî jî, xebata wî jî, şuxulvanîya w’î jî. Ez k’ubarim, wekî bajarvanê T’faqa Sovêtîême, li k’u paşwextiya gul û nûr- mexlûqetîya komûnîstyê tê çêkirinê…
Awa, r’ênîşa e’mr destê minda, ez dik’evime e’mr, bona min û bi h’ezara merivêd mîna min her r’ê û dirb hatne vekirinê… E’mrê min nava ya h’eta- h’etayêda demeke kine, ez dixwazim dinyaêda usa bijîm, wekî ew dema nava h’eta-h’etayêda bike zingîn…’
E’lîxanê Memê eva du-sê sale, wekî die’frîne û bûye h’izkiryê gelek-gelek  xwendevana. Ew bi zmanê ermanî die’frîne. E’frandinêd wîye lîrîkîêye delal gazetêd  r’espûblîkaêye başqe-başqeda r’onkayî dîtine.
Xiyal û meremê vî xortê me’rîfet yeke, wekî dîsa hînbe, xwendina blind dest bîne. Ya şabûnê ewe, wekî ew baware, ku wê înt’hemêd qebûlkirinê r’ind bide û bê qebûlkirinê.
Em îro çend e’frandinêd E’lîxanê Memê r’aberî xwendavanêd me dikin.

Dilê min 

Wexta dor min qûmistane,
Bê av, bê r’uh’, bê îsane,
Mêrga şîne bona merîya
                             Dilê Min.

Wexta dema melûlyê tê
Ax û waxê giran dertê,
Sîmê zer’e bona merîya
                               Dilê Min.

Wexta bahar xweş vedibe,
Li sîngê ç’yê cew xar dibe,
Qalç’iç’eke bona merîya
                                 Dilê Min.
Wexta şeve û te’rîstan
Hîva sar ji wê naê xan,
Şemdaneke bona merîya
                                 Dilê Min

Wexta sare, zvistane,
Ba û bager me mêvane,
K’ûra germe bona merîya
                            Dilê min
                                                
Eskerê BOYîK t’ercmekir




Êvara ç’yê
Dadinizile êvara ker’-lal
Li sîngê ç’yaê Elegezê şîn,
Vedipeşirin gund ter’e al
Bi r’amûsana bêye paşîn.

Bavê minî gavan dike „hope-hop”
Gar’anê îda berbi obê tîne,
Peşîêda diçe dya min berbihêr
''Şegoê' me beş vediqetîne.

Lê xûşka min jî li serê qeyê,
hîvîya berxvanê xwe hê dimîne.
Berxvan bi bilûr pesin û p’eyê
H’uba xûşka min xweş dilîlîne

Fêrîkê ÛSIV T’ercmekir

 

Spindar îşev
Li bag’ê meda şeve, şever’eş,
Spindar k’etîe nav xewa hingor,
Ç’ivîk distirê miqamekî xweş,
Ku melisîye ser ç’iqekî jor.

Ezî t’enême li ser banê me
Spindara k’aw li ber ç’e’vê min,
Dara zerdela ku kulîlk daye,
Dibe: xewn dîye spindara şîn   ’

Ji ermenî Seh’îdê ÎBO
T’ercmekir

 

Freitag, 14. September 2018

Edo Dêran

'Şi’reke Sêwî' û şairekî winda


Abdurrahman Alaca an jî bi navê wî yê nivîskariyê Edo Dêran. Di kovara Yeni Akiş de pêrgî şi’rekê wî hatim. Navê şi’rê ‘Rev’ bû û çer min xwend, Destana Egîdekî hat bîra min. Di Rev de Edo Dêran digot;

Em du bırane
Dudu ji tıvıngê MARTÊNİ
Ketın serê van çiya

Mehmed Uzun jî di Destana Egîdekî de digot;

ew penc kes bûn, çar mêr û jinek
ku her yek ji derek, le xwedî qederek ‚

Yek jê çîroka du birayan bû, yek jê ya 5 şervanan. Edo Dêran li dijî ‘cendirma’ pişta xwe dabû çiyayên asê, Mehmed Uzun li dijî ‘eskeran’ ‘di gundekî beçare yê Kurdistanê de’ ketibû nav şerekî. Di destê her duyan de jî ‘tiving’ hebû û hişê wan diçû ser rojên bihurî.
Roja ku Edo Dêran ji hepsê derdikeve
Wexta min xwend, min ji xwe re got, mimkin e ku Mehmed Uzun ev şi’r xwendibe û wê tesîr li wî kiribe? Ji ber ku şi’ra ‘Rev’ di dema xwe li ser zimanê gelek kesan bûye û yek jî xwediyê kovara Yeni Akış, Mehmet Ali Aslan dibêje, min ev şi’r sala 1967’an di mîtinga Silîvanê de xwendiye. Ev jî tê vê maneyê ku ev şi’ra hanê bûye dengê dewr û nifşekî. Esas, karê Abdurrahman Alaca parêzerî bûye û di salên 60’î de dest bi nivîsandina şi’rên bi Kurdî kiriye. Jixwe, çend şi’rên wî hene ku gelek ji wan di sala 1967’an hatine nivîsandin. Lê, wer xuya ye ku Edo Dêran şairtî ji xwe re nekiriye karê esas. 

Çîroka ‘Şi’reke Sêwî’
Şair Rojen Barnas sala 1996’an di kovara Nûdemê de şi’rekê belav dike û navê şi’rê jî dike ‘Şi’reke Sêwî’:

Hêdî pir hêdî
Ro l’ danê rojê 
Cî cî çemek dikene û digirî
Ji dengê herikandina aveke fusûnkar 
Av û deng û reng di dilan de meşhûr dibe
Tarî 
Hûr dibe
Kûr dibe
Dûr dibe.

Di bin şiîrê de dibêje: “Min vê şi’rê di sala 1965 de bi devkî ji Mihemed Emîn Bozarslan bihîst. Şa’irê vê şi’rê nedihat zanîn û ez hê jî pê nizanim. Dibe ku ev kovar an rojnameke mîna Dîcle-Firat an Yenî Akiş de derketibe, lê haya min jê tune.”  di dewamê de jî dibêje: “Ku hinek rojek li derekê çav bi
orîjînala wê ya çapbûyî bikevin bila ji kerema xwe re haya me pêxin.” Gava min ev têbiniya Rojen Barnas û şiira ‘Şi’reke Sêwî’ xwend, li cem min hîsek wer peyde bû ku ev şi’r dibe ku ya Edo Dêran be. Min ji Rojen Barnas re nivîsî û qala şi’ra Rev kir.
Cevaba Rojen Barnas werê bû:
“Ew şi’ra ku tu giliyê wê dikî, ne şi’ra Edo Dêran (Av. Abdurrahman Alaca) e. Min Abdurrahman Alaca û birayê wî Tayyar Alaca di sala 1972 de li girtîgeha leşkerî ya Diyarbekirê dît, lê ne wek şair Edo Dêran.
Jixwe, ku baş bala xwe bidiyê, devoka şi’rên Edo Dêran û ya vê şi’rê jî naçe ser hev. Devoka şi’rên Edo Dêran ya Serheda Jorîn e (Qers, Agirî, Erzerom).
Şi’ra “sêwî” ji devoka herêma rojhilatê Diyarbekirê ye.
Dibe ku ev ya Necîb Kopelî (Küpeli) be, hingê (1965-66) wisa hate guhê min: Rojek li nivîsgeha Seîd Elçî ku Necîb Kopelî jî li wê derê rûniştîbû, min ev şi’r bi awayek armonîk  ji wan re xwend. Gelek li xweşa rehmetiyê Seîd Elçî û Necîb beg çû. Elçî  pirsî ‘ev şi’r a xweş a kê bû?’ Min gotê, ‘welleh ez baş pê nizanim, lê dibêjin ku a Necîb Kopelî ye’ û pê re jî li Necîb beg zivîrîm. Min jê pirsî, ‘tu çi
Roja ku Edo Dêran plakata xwe werdigire
dibêjî?’ Necîb beg bi maneya erêkirinê bişirî, lê negot ‘erê’, û ne jî got, ‘na’.
Di wê demê de herkes ji siya sola xwe ditirsiya û xwe ji MÎT’ê diparast. Dibe ku ji ber wê sedemê Necîb beg negotibe ‘erê’. Lê bi rastiya wê nizanim.
Heyfa min ji wê şi’ra delal re hat ku bi nivîskî ji edebiyata kurdî re nemîne, loma, min ew di Nûdemê de da çapkirin.
Serpêhatiya min û vê delalê (şi’rê) jî ev e.”
Ango Rojen Barnas jî Abdurrahman Alaca nas dikir lê bi qewlê wî ‘ne wek şair Edo Dêran’. Di cewaba Rojen Barnas de mirov têgihişt bê ka wê çaxê milet ji ber tirsa dewletê çawa nediwerî xwedîtiyê jî li berhemên xwe bikira. Ha ji ber vê tirs û zilma dewleta Tirk, şi’ra Rev a Edo Dêran jî ji bîr çûye. Jixwe, Edo Dêran jî piştî demekê tenê bi karê abûqatiyê rabûye û salên 90’î jî li Qersê di dewra DEP û HADEPê de bûye serokê rêxistina wan a bajêr. Piştî mirina wî, Ayhan Erkmen biyografiya wî dinivîse û di pirtûkê de cih dide şi’rên wî yên bi Kurdî û Tirkî jî.

Edo Dêran kî ye?
Sala 1943’an li gundê Alaca ya Dîgor a Qesrê tê dinê. Sala 1959’an li Zanîngeha Stenbola li beşa hiqûqê dixwîne. Salên 60’î ji bo nivîsandinê çaxekî baş bûye ku jixwe nivîsên wî pirranî eydî wî çaxî ne. Sala 1969’an xwendina xwe diqedîne û sala 1970’yî ji Baroya Erziromê destûrnameya xwe werdigire û des
Edo Dêran û jina wî
t bi karê abûqatiyê dike. Sala 1975’an buroya xwe ya abûqatiyê dibe Qersê û li Qersê du dewran seroktiya Baroya Qersê dike. Di dema darbeya 12 Îlonê de tê girtin û piştî girtina 66 rojan wî berdidin. Sala 1987’an mala xwe bar dike Erziromê lê ew dîsa buroya xwe ya abûqatiyê li Qersê dihêle. Sala 1993’yan di DEP’ê (Partiya Demokrasiyê) de bi karê serokatiya rêxistina bajêr radibe. Piştî girtina DEP’ê û vekirina HADEP’ê (Partiya Demokratîk a Gel) dîsa dibe serokê rêxistina bajêr a partiyê. Di hilbijartinên giştî yên Tirkiyeyê de di nav refên HADEP’ê de ji rêza yekemîn dibe namzetê parlementeriyê. Sala 1997 dîsa dibe serokê bajêr a HADEP’ê. Sala 2003’yan bi nexweşiya pençeşêrê dikeve û li Stenbolê tê dermankirin. 5 rojan beriya ku wefat bike, Baroya Herêma Qers-Erdexanê ji bo xizmetên wî yên 33 salan, plaketê dide wî. 10´ê Nîsana 2003’yan jî rehmet dike.     
Çend şi’rên wî yên bi Kurdî ez ê li jêr binivîsim.

* Helbest û agahiyên derheqa Edo Dêran de ji kîtêba Ayhan Erkmen “Abdurrahman Alaca (Edo Dêran)” hatine wergirtin.
** Min dest neda rastnivîsa helbestên Edo Dêran ango di dema xwe de çawa hatine nivisîn bi vî rengî ne. Wekî din bersiva Rojan Barnas jî weke xwe hatiye hiştin.

EZ ŞAIRÊ KURD IM!

Û ez; 
Şairê Kurd 
Kûrê Belloyê kor Edo Dêran
Naxwazim Sîsê tu!…
Tu delalîka dilê min
Bêyî ber derê kela Romê 
Xwarki li ber gardîyanan
Ustîyê xwe yê Venûsî
Sedema çawên min ê şillaq
Dikarî ku carekî bibînî
Derwa şev bi ewran va
Ewr sîyar bûn li ewran
Û li ser pira Galatayê
Fortek diçû gava dinê 
Mîna brûska 
Li ber îskeleya Karaköyê
Sekinîbûn çar xortê simbêl reş
Li wêda çar cigare 
Digotin rêwiyan ra 
Dixebitin em bi salan 
Kerîyek nanê tisî têkine zikê xwe 
Em hemmalın hemmal 
Hemû şuxûlî dikin, dişûxilin…

“Karîn em; 
      Mêra bikûjin 
Karin em; 
       Diltîyê bikin”
                  Digotin û digîrîyan

Sit derbazbû serdanpê
Gulav
Bin çewan ra xortan li wê nêhêrî
Min li ewran dinêhêrî 
Ewr li ewrekî dinê siwar bibû
Sitê çû kete keştîyê
Li lêmanê
Çar xorte simbêl reş
Ez 
Û li wê di nav lêvan de pênc cigare man!
                                       Çileyê Pêşin/ 1967  







R  E  V 

I

Ser meda gırtın 
Berbangeke kûr
Em du bıra bûn 
Eme deste vala… 

Isdêrk hıldışiyan 
Dikê subê hê xewdabûn 
Em du bıra bun
Ketıbun pey belengaziya xwe
Derketıbûn serê çiya 

Çiya ne bê bext bûn
Mina cendırma  (1)

Pêxasbûn
Bırçibûn
Û belengaziya mera
Vekırıbûn heméza xwene mezın 
                                            Ç İ Y A  

Siha me bû mera heval 
Yek ji çîyayê bılınde por sıpi 
Me zanıbû 
Çîya ne bê bext bûn
Mina cendırma …
            II 
 Helya 
Berfa zıvıstana reşe dırêj 
Derbıhare nıha 
Gundî gı derketın  COT 
Çar kod cehê me man 
                      ÇELADA 

Em du bırane
Dudu ji tıvıngê  MARTÊNİ  
Ketın serê van çiya 

Çiya ne bê bextın 
Mina cendırma 

Guhê me ne qıryaye 
Dılê me tıji kul
Kes newêre bê ser meda
Mirata mırınê rû sare …

Dûrva tê xuyanê kulilkê zozana 
Û tê dengê şıvan û gavana 
Gelo bıgijın em,  wan çaxana  
                                      ZOZANA
                                      KOTANA
                                      GAVANA

Em du bırane 
Baranê dest pê kıriye 
                            İşev

Mina zalımekî  heyani subê 
Bê dew û bê darbe  
Rûbarê dunêda 

Kevır û kuç dane hev 
Ser meda tê çar gav 
                           ŞEV 

Dîsa kete bira mın 
                     XEZAL 

Porê zer
Çevên reş 
Û kenê delalva 
Gılî gazınê xwe meyne ser meda!    

Reva me, 
Reveke pır bê emane 
Dest kul û bırîneke bê dermane
Em herd bıra 
Derketın serê
                     VAN  ÇİYA 

Em du bırane 
Dudu jî tıvıngé  MARTÊNİ 
Ketın serê van  ÇİYA… 

(1)  Jandarmanın  kanunsuz ve haksız baskısı karşısında Dağa çıkmak zorunda kalan iki kardeşin öyküsüdür.      
(Serpêhatiya du birayan e ku ji ber zexta bêqanûn û neheq neçar mane berê xwe bidin çiyê.)
(YENİ  AKIŞ  Çiriya Paşîn 1966  Hejmar  4 )




KILAMA XWE BÊJE! 

Hêvî kirin rind e
Qasi çawê te
Şayî… Mîna destê te
Camêrbe, meke rureşi
Kilama xwe bêje!

Van destên xwîna bi rêx
Van destê xwîna bi hevîr va mezinkirî tu 
Dayîka te 

Ustî xwar û çewên bi hesîr maye li paş min
Nava êla rengîn de min bêrûmet 
                                                Meke

Kılama xwe bêka
Klama xwe!

Bangbike 

Bi zimanê xwe 
Lawê xwe 
Û dilê xwe va
Dayîka te bira nebe
Şerma netika te 
Bê rumetî xirab e
Serê xwe bilind bike 
Kulma bigivêşe ser şevan ve
Nenuka ve verroje erdê 
        û peşva here!…

Pey bayê gurt tên 
Şewê sayî
….   



Çiriya Paşîn  ´967/Stenbol

GAZİN

Ezê rabim
Serê çiyan kevim
Devê gelîyan ve bigrim
Bi dilekî şikestî.

Ezê serê xweyê giran
Hildim herim Welatê xerîban;
Bo parîyek nanê tisî
Bo zoxê çarix

Birçîbûn kirasê me ra 
Tunneyîbun bext
Brindarê guleyê neyaran jî
                 ne kişandın
Qasi me!
Xeyda min ne jı felekê ye
Ne ji erdêra ye
Hertim dilê min dibê; 

´Bi diltengî 
Tu tişt naçe sêrî 
Merîfet zanyarî ye
Gere qet negirî


Tebax ´66/ Erzrom 

ŞÊNNINO

Şênîno!
Der û cînarno!
Hewar û gazî!
Kê dîtîye,
Kê bînaye,
Kilamên me dê bibin
Mizgînya mirina me…
                                              Çiriya Pêşîn  ’66/Stenbol



 Ev nivîs 15 Îlona 2018 di rojnameya Yeni Ozgur Politikayê de derçû

Bir cümlelik silah: Kürdistan sömürgedir

Foto: İbrahim Demirel 70’li yılların ikinci yarısında Kuzeyli Kürt örgütleri içinde sömürgecilik tartışmaları popülerdi. Ancak o günlerdeki ...